2015 TOPLU SÖZLEŞME GÖRÜŞMELERİ YAPILDI
Bir toplu sözleşme döneminin daha tamamlanmasının ardından kamuoyu ile paylaşılan mutabakat metninin incelenmesi ile birlikte kamu görevlilerin kazanımlarının değerlendirilmesi gereği ortaya çıkmıştır.
Sürecin mutabakat ile tamamlanmış olması nedeniyle, seçim atmosferine girmiş olan bir hükümet ile yapılan pazarlıklar sonucunda gerçek anlamda bir kazanım mı elde edildiği, kârdan mi zararda olunduğu, yoksa zararın neresinden dönersek kârda mi olunduğunu değerlendirmeye başlayalım.

Öncelikle tüm kamu görevlilerine 2016 yılı için 6+5, 2017 yılı için 3+4 yüzdelik artış öngörülmektedir. Pazarlık sürecinin başlangıç döneminde pazarlık sürecine dahil olan sendikaların önemli bir kısmı 2014 yılında yapılan ve enflasyon farkı içermeyen brüt 175 - net 123 TL lik taban aylık artışı ile 2015 yılı için verilmiş olan % 3+3 ve enflasyon farkı artışlarının, sözü edilen dönemde gerçekleşen ekonomik veriler açısından büyük kayıpları beraberinde getirdiğini dile getirerek yeni tekliflerden önce geçmiş kayıpların telafisini tartışmaya açacaklarını ifade etmişlerdir. Gerçek anlamda ele alınacak olursa TÜİK rakamlarının inandırıcılığı ve enflasyon sepetinin ölçme güvenirliği başlı başına bir analiz konusudur.

Döviz kurlarında yaşanan dalgalanmalar, akaryakıt fiyatlarındaki yükselme ( bu parametre hem birçok kalemi doğrudan etkilemesi, hem içerdiği yüksek vergi oranı ve hem de fiyatlandırılmasında indirim oranlarının yansıtılma oranı ve zamanlaması ile artış oranlarının yansıtılma oranı ve zamanlamasında aynı hassasiyetin gösterilmemesi açısından önemlidir) ve gıda ürünleri başta olmak üzere tüketiciye yansıyan fiyat artışları, açıklanan enflasyon oranlarının oldukça üzerindedir. Hal böyle iken kamu görevlilerine yapılan yüzdelik cüzi zamlar ile bu kayıpların giderilmesi mümkün değildir. Yüzde bir veya iki puan fazla zam vermekle kamu çalışanlarının kayıpları giderilemez. Uzun zamandır dile getiriliyor olsa da yapılan maaş zamları refah payı içermemektedir. Kamu çalışanları ekonomik büyümeden pay alamamaktadırlar.

Yenisen olarak biz, kamuoyuna yeni bir tartışmayı gündeme taşımak istiyoruz. Mevcut maaş sistemi ile kamudaki adaleti sağlamak mümkün değildir. Sesi daha gür çıkan hizmet kolunun özel hizmet tazminatına yapılacak göstermelik artışlar ile ne kayıplar giderilebilir, ne ücret adaleti sağlanabilir, ne de kamu çalışanlarına müreffeh bir emeklilik yaşatılabilir.

Yenisen olarak yenilik önerelim istiyoruz. Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti sosyal bir devlet ise ki halen yürürlükte olan Anayasa bu tanımlamayı içermektedir; öyleyse neden bir çalışanına yoksulluk sınırının altında ücret vermektedir? Kamu sisteminde ücret politikası belirlenirken en düşük memur aylığı yoksulluk sınırı düzleminde ele alınmalı, kariyer ve liyakata göre büyük makas oluşturmayan bir aylık tarifesi oluşturulmalıdır.
Bu önerme ilk bakışta toplumun bir kesimine uçuk veya gerçeklerden kopuk gelebilir. Ancak ülke kaynaklarının dağıtım ve harcama esasları dikkate alınacak olursa ülkemizin gerçekte bu kaynağa sahip olduğu göze çarpacaktır. Bu ücret sistemine hemen geçilmesi bir yana bu bir vizyon , bir hedeftir. Benim gelecek 5 veya 10 yıllık yönetim planımda böyle bir hedefim var diyen bir siyasi parti duydunuz mu? Ülkemizi yönetmeye aday olan siyasi oluşumlardan herhangi birinin bu anlamda bir çalışma hazırlığına tanık oldunuz mu? Memurumuz ezilmektedir veya memurumuza daha iyi şartlar sunacağız şeklindeki klişelerin dışına çıkıldığını gördünüz mü? Asgari ücretin 1500 TL ye çıkartılması (ki daha fazlası da tartışılabilmelidir) söylemi oluşturulabiliyorken neden kamu çalışanlarının maaşlarını yoksulluk sınırının üzerine çıkaracağız şeklinde bir söylem duyamıyoruz?

Sosyal bir devlet, çalışanlarını yoksulluk ile mücadeleden uzak tutacak tedbirleri almalı, bu doğrultuda politikalar üretebilmelidir. Bayramlardan önce birer maaş ikramiye ve tek taraflı olarak kaldırılan ve bir daha gündeme alınmayan kira yardımı gibi kalemlerin kamu çalışanları açısından halen önemli bir eksiklik olduğu aşikardır. Kamuda işçi-memur ayrımı gözetmediğini iddia eden bir siyasi irade, sosyal haklar konusunda halen çekingen ve isteksiz davranmaktadır. Çok cüzi bir rakama indirgenmiş olan kira yardımı, ilk verildiği yıllarda olduğu gibi, destekleyici bir rakama yükseltilmeli ve katsayıya bağlanmak suretiyle değeri korunmalıydı. Kira yardımını tek taraflı bir yaklaşım ile kaldırmak kamu çalışanlarının sorununu çözmemiştir. Yenisen olarak tartışmaya açmak istediğimiz ikinci bir husus emeklilik yaşıdır. Kabul edilmelidir ki popülist gerekçeler ile bazı çalışanların 40 - 45 yaşlarında emekli edilmeleri kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığı gibi sürdürülebilir bir emeklilik sisteminin dayanak taşı da olamaz. Ancak gelecek 10-20 yıl için hayali bir yaşam ömrü belirleyip biz önümüzdeki süreçte yaşam ömrünün uzayacağını öngörüyor ve bu nedenle emeklilik yaşını yükseltiyoruz demek de falcılıktan öteye gidemez.

Burada OECD ülkelerinin ortalama yaşam ömrünü ve emeklilik sistemlerini örnek gösterenlere de aynı ülkelerdeki kamu çalışanlarının gelir standartlarını ve emeklilik standartlarını hatırlatmak isteriz. Bir sistemin herhangi bir yönünü doğrudan alarak kendi sisteminize entegre etmeye kalktığımızda ve sistemimizin diğer yönlerine olacak etkilerini göz ardı ettiğimizde tıkanıklıkların oluşması ve çarkların kırılması kaçınılmazdır. Dolayısıyla emeklilik yaşının yeniden ele alınması bir zorunluluktur. Yenisen olarak bizim önerimiz bayan memurlar için 50 erkek memurlar için 55 tir. Türkiye şartları gözünde bulundurulacak olursa gayet gerçekçi bir öneri olduğunu düşünmekteyiz. Bu konuda bir kamuoyu oluşturulması gerekmektedir. Bu konuda ayak direyecek siyasilere de bir hususu hatırlatmakta fayda görüyoruz. Emeklilik kamu çalışanlarına reva görülmezken TBMM üyelerine 2 yılda emeklilik hakkı getirmektedir. Memurun emekliliği söz konusu olduğunda lehte yapılacak bir düzenleme ile sosyal güvenlik sisteminin ayakta duramayacağı ima edilmektedir. Öyle ki kasım ayı için gündemde olan erken seçim nedeniyle, 7 haziran seçiminde seçilmiş TBMM üyelerinin emeklilik hakkının zayi olmasını engelleyecek formüller üzerinde daha şimdiden çalışılmaya başlanmıştır. Anayasamız gereğince hiçbir sınıf, zümre veya kişiye imtiyaz tanınamayacağına göre bir yanda emeklilik için 60 yaşına kadar çalışılırken diğer yanda 2 yılda emeklilik hakkının kazanılması adalet olgusu ile bağdaşmakta mıdır? Seçilme yaşı 25 olarak göz önünde bulundurulduğunda bir milletvekilinin 27 yaşında emekli olup, ömrünün sonuna kadar emekli maaşı alması ve sosyal güvenlik olanaklarından yararlanması, hatta duruma göre hem çalışan hem emekli maaşını bir arada alması sosyal güvenlik sistemini etkilememekte ancak, kamu çalışanları açısından emeklilik yaşının altmışın altına indirilmesi sosyal güvenlik sisteminin iflas etmesi anlamına gelmektedir. Bu durum sosyal devlet ilkesi ile bağdaştırılamaz. Bu açıdan kamudaki emeklilik sisteminin hayali öngörüler üzerinden değil, gerçek veriler üzerinden yeniden ele alınmasını ve sosyal adalet içeren ilkeler üzerine inşa edilmesini talep etmekteyiz. Gelecek yazımızda toplu sözleşme mutabakatını eğitim işkolu alanında ele alacağız.BAHADIR SABIR

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
964 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
PARTİ DEĞİLİZ

Saat